13 Temmuz 2017 Perşembe

Tıp Fakültesi Tercih Edecekler İçin Faydalı Yazılar

Merhaba arkadaşlar,

Öncelikle hedefine ulaşabilen herkesi tebrik ederim. Aşağıya geçen sene çok büyük zaman harcayarak teker teker konulara bölüp yazdığım yazılarımın linklerini koyuyorum. Ulaşmak için başlığın üzerine tıklamanız yeterli,

Sevgiler,


Önce klasik soruyla başlayalım... :)

Tıp çok mu zor? Tavsiye eder misin?



Daha sonra dili ile ilgili soru işaretlerini çözelim;

İngilizce tıp mı, Türkçe tıp mı?



Tıp fakültesi not ve geçme sistemlerinde en yaygın sistem olan entegre sistem hakkında detaylı yazım:


Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'ni soranlar için:




Tercih listenizi oluşturmadan mutlaka okuyunuz:

Tıp fakültesi tercihi yapılırken dikkat edilmesi gereken 8 önemli husus

Bilinçli tercih listesi oluşturmanın ipuçları


Kararınızı verdiniz, tercih listesi hazır mı? O zaman sizi buraya alalım! :)

Hazırlık sınıfı ve muafiyet




Sosyal yaşama zaman ayırabiliyor musun diyenlere:



Fakülteye yeni başlayan arkadaşlarımıza özel:

Hoşgeldin tıbbiyeli!




1 Temmuz 2017 Cumartesi

Tıbbi İngilizce Geliştirmenin Yolları

Merhaba arkadaşlar!

Hazırlık sınıfını tamamlayan ve Türkçe tıp okuyan arkadaşlarımdan tıbbi ingilizce ile ilgili sorular alıyorum. Bunun için sizlere kısa bir yazı hazırlamaya karar verdim.

Tıbbi ingilizcemi ben fakültede okuya okuya, çalışa çalışa geliştirdim. Dolayısıyla size de aynı şekilde öğrendiğiniz konuların ingilizcesini çalışmanız üzerinden tavsiye vermem yerinde olacak. Tabiki dil seviyenizin de burada önemi var. Eğer başlangıç seviyesindeyseniz öncelikle günlük ingilizceyi ve temel bilgileri öğrenmenizi, sonrasında tıbbi ingilizceye yönelmenizi öneririm.

Ben hazırlığı atladığımdan, dönem bire başlamadan önce Lider yayınlarının "Medical English" isimli kitabını kullanmıştım. Burada tıbbi ingilizce için karşınıza çok çıkan kelimelerin listesi, cümleler ve çevirileri mevcut. Kitap sadece cümleleri İngilizce'den Türkçe'ye, Türkçe'den İngilizce'ye çevirmekle de kalmıyor, aynı zamanda bu çevirinin mantığını da açıklıyor.  Bu da hem anlamak için pratik yapmak, hem de çeviri mantığı hakkında da bilgi edinmek demek!

Bu kitabın yayından kalktığı ile ilgili bilgiler vardı ancak şuan kontrol ettiğim üzere maksimumkitap.com sitesinde var. (Bu yazı sponsorlu değildir, tamamen erişiminizi kolaylaştırmak için isim veriyorum. )

Ben kullandığım için özellikle bu kitabı önerdim, ancak inceleme şansınız varsa ve beğenirseniz elbette başka yayınlar kullanabilirsiniz.

Bir diğer önerim ise youtube izlemek olacak. Youtube üzerinden (özellikle Türkçe tıp okuyorsanız) o gün işlediğiniz konunun ingilizce animasyonunu, canlandırmasını, veya konu anlatımını izlerseniz; hem konu bilginiz pekişir hem de aynı konunun ingilizce anlatılışı ile ilgili kulak dolgunluğu edinmiş olursunuz.
Youtube arama kısmına konu başlığının İngilizcesini yazarak bulabilirsiniz.
Örneğin, Parvovirus B19 yazarak ulaştığınız bu video (tıkladığınızda bağlantıya yönlendirileceksiniz) eğlenceli animasyonlar sayesinde konu ile ilgili bilmeniz gereken şeylerin aklınızda kalma ihtimalini artıracaktır. Virüsün sebep olduğu etkenler bulaşma yolları, etkilediği yaş aralığı, semptomları vs. ezberlemeniz kolaylaşacaktır.

HIV replikasyon aşamalarını daha iyi anlayabilmek için yine buraya tıklayarak 3 boyutlu animasyona ulaşabilirsiniz.


Dil öğrenmek için şüphesiz, o dili sürekli kullanmak gerekiyor. Dolayısıyla bunu tıp öğreniminizle entegre şekilde götürmeniz yararlı olacak. Ankara Tıp mezunu Patoloji hocamız dil ile ilgili onunla konuşurken, Türkçe okuduğunu ancak bütün kitaplarının ingilizce olduğunu söyledi. Kendisi çok kıymetli bir hocamızdır, Türkçe tıp mezunu olarak Amerika'da bir dönem araştırma yaparak çalışmış, birçok önemli bilimsel çalışmalar ve yayınlar yapmıştır. Türkçe tıp okuyan arkadaşlarım için bunu özellikle yazmak istedim.

Bir de makale okumanız gerektiğinde, eğer o makaleyi anlayamıyorsanız lütfen bir arkadaşınıza atıp çevirttirmeyin. Bu size birşey kazandırmaz. Bugünü kurtarabilirsiniz, ancak yarın tekrar başka birine ihtiyacınız olacak. Onun için zor da olsa, zamanınızı da alsa elinize sözlüğü alın, tek tek bilmediğiniz kelimelerin karşılıklarını öğrenin. Zor da gelse, sürekli yaptıkça daha çok kelime öğreneceksiniz ve daha az sözlüğe ihtiyac duyacaksınız.

Dil deyince, şüphesiz yurtdışı deneyimi geliyor akla. Ama ben, şuana kadar hayatımda hiç yurtdışına çıkmadım! Yurt dışına çıkmak elbette dil öğrenmenizi çok daha kolaylaştırır, aynı zamanda kültürel olarak da size çok büyük katkı sağlar. Ancak Türkiye şartlarında gerek maddi olarak, gerek ailesel olarak her zaman herkesin yurt dışına çıkıp aylarca dil eğitimi alması mümkün olamayabiliyor. Bu durumda sizlere anlattığım yöntemler devreye giriyor. Peki ben yurt dışına neden çıkmıyorum? Şuana kadar istedim ancak önümde gerçekten elimde olmayan engeller vardı. Bu sene ise elimden gelen herşeyi, ama herşeyi yaptım! Ve yakın bir zamanda Avusturya'ya staja gideceğim! Neden orayı seçtiğimi, nasıl gittiğimi, nasıl ayarladığımı ve orada neler yaptığımı öğrenmek isterseniz; blogumdaki yeni yazıları bekleyebilirsiniz!


Umarım bu yazım sizlere yardımcı olmuştur,
Tekrar görüşmek üzere!


Diğer yazılarım:

İngilizce tıp mı, Türkçe tıp mı?








19 Mart 2017 Pazar

Tembelliğe son veriyoruz!

Hayatım boyunca deneyimlediğim ve gözlemlediğim şey, çalıştıkça insanın daha çok çalıştığı; bıraktıkça daha çok bıraktığı yönünde. Kardeşimin beş yaşındaki sözünü hiç unutmam: "Uyku uykuyu çeker." :) Gerçekten de öyledir. İnsan tembelleştikçe tembelleşir, çalıştıkça bir süre sonra bu tempo kendisine normal gelmeye başlar. Daha fazlasını ister.

Son zamanlarda istediğim tempoda çalışamıyorum, zamanımı iyi kullanamıyorum, bir hedefim var ancak çalışmaya bir türlü başlayamıyorum diyenler için bugün çeşitli önerilerden oluşan bir yazı hazırladım. Umarım bugün sizin için dünden farklı olur! :)

1-Sizi motive eden hedefiniz, gözünüzün önünde olsun.

Hedefiniz tıp fakültesiyse bir stetoskop, dolabınızda asılı duran bir beyaz önlük olabilir. Veya hayalinizde ODTÜ'de okumak varsa kampüs fotoğraflarını çalışma masanıza koyabilirsiniz.

Yapacağınız işi sürekli erteliyorsanız, kendinize küçük hatırlatmalar oluşturabilirsiniz. Spor yapmak isteyip yapamıyorsanız mesela, spor ayakkabılarınız kapının önünde olsun. Ertesi gün test çözecekseniz, o gün çözeceğiniz testleri masanızda bırakın.

2-Ne zaman başlayacağınızı mutlaka belirleyin.

"Yarın başlayacağım." cümlesi bence yeterli kesinlikte değil. Onun için, kendinize bir saat belirleyin. "Yarın saat 8'de uyanacağım, 8.30'da çalışmaya başlayacağım" gibi. Eğer uyanamıyorsanız veya kendinize verdiğiniz sözü tutmakta zorlanıyorsanız bir arkadaşınızla anlaşın. "Yarın 8.30'da kütüphaneye gideceğiz, 8 saat çalışacağız." gibi. Sonuncusundan ben daha çok verim alıyorum.:)
Zaman konusunda detaylı yazım için "Zaman yönetimi" yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Kütüphane demişken, en verimli nerede çalıştığınızı belirlemek ve oraya yönelmek de çok önemli.

3-Beş dakikadan az süren işleri şimdi yapın.

4-Yaptığınız işte güzel zaman geçirin,  mecbur ve stres altında olduğunuzu düşünmekten kaçının.

Çalışma ortamınızı ferahlaştırabilir, kütüphanedeyseniz yanınıza bir portakal suyu alabilir, fosforlu kalemlerinizle olaya biraz renk katabilirsiniz. Evdeyseniz kokulu mum yakabilir, çalışma veriminizi düşürmüyorsa barok müzik dinleyebilirsiniz. (Lütfen bunlardan sadece kendinize uygun olanları uygulayın, müzikle çalışamayan biri olarak ben diğerlerini tercih ediyorum.)

Aynı sandalyede onuncu saatten sonra nasıl güzel zaman geçirebilirim dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız. O zaman beşinci madde gelsin! :)

5-Dinlenmeye ihtiyacınız olduğunu unutmayın.

Makine değiliz. Dolayısıyla dinlenmeye de ihtiyacımız var. Ama yine bunu etkili ve dozunda yapmak önemli. Örneğin bir saat çalışmaya ayırdıysanız on dakika dansedin. Kan akışınız hızlansın, moraliniz yerine gelsin. Oturmaya mı geldik gençler? :)

Dipnot: Kütüphane hariç.


6-Elinizden gelenin "fazlasını" değil; elinizden gelenin "en iyisini" hedefleyin.


7-Telefonunuzun esiri olmayın.

Aylardır kullanmamış olabilirsiniz. Ama unutmayın; telefonunuzun bir kapatma düğmesi var.

8-Suçlamaktan vazgeçin.

Okulunuzu, hocalarınızı veya genlerinizi suçlamaktan vazgeçin. Şu lisedeyim, başaramam. Bu hoca anlatmıyor, öğrenemem cümlelerinin bahane olduğunu unutmayın. Dünyada ve ülkemizde çok zor koşullar altında okumuş, çok başarılı olmuş insanlar var. Onlar kimseyi suçlamadıkları için başardılar. Elinizdekileri kaynakları en iyi şekilde kullanmaya odaklanın.

Örnek mi istiyorsunuz? Prof. Dr. Aziz Sancar'ın hayatını bir okuyun...

9-Son olarak, başarılı insanlardan ilham almayı, okumayı, öğrenmeyi anlık bir iş gibi değil hayat tarzı olarak kabul edebilirsiniz. :)

Bu 9 öneri benim aklıma gelenlerdi. Eğer eklemek istedikleriniz olursa lütfen aşağı yorum bırakın.

Sıra ertelediğiniz o işi şimdi yapmakta!

Haydi!






22 Şubat 2017 Çarşamba

En iyi versiyonunuz


Önceki yazımda size motivasyondan bahsetmiştim. Motivasyon kaynaklarımdan birinin de ivme olduğunu, ileri gittiğimi görmenin beni daha da motive ettiğini söylemiştim. Uzun zamandır, kendimi ne konuda geliştirmek istediğim ve ileride kendimi nerede görmek istediğim konusunda düşünüyordum. Tatil boyunca ise kendimi geliştirmeye yönelik adımlar atarken bazı faydalı noktaları farkettim. Bu noktaları sizlerle paylaşmak istiyorum.

İlki, (bence) bizi neyin heyecanlandırdığını, neyin mutlu ettiğini keşfetmemiz aslında. Hayatımın her dönemecinde hatırladığım, bana çok anlamlı gelen bir cümleden yola çıktım; "There are no set rules in life" yani "hayatta kesin kurallar yoktur" Dolayısıyla hayat bir seçimdir ve başlıkta belirttiğim gibi, kendinizi geliştirmek birine benzemek değil; kendinizin en iyi versiyonu olabilmek anlamını taşır.

Gelişmenin dışarıdan gelen faktörlerle sağlandığını düşünüyorum. İnsan her ne kadar kendi içinde bir şeyleri keşfedebilse de bunu genellikle dış faktörlerin tetiklemesiyle yapar. Gittiğiniz okul, bulunduğunuz çevre, dinlediğiniz müzikler, okuduğunuz kitaplar, izlediğiniz filmler, belki de yaptığınız spor dalı... Kısacası zihninizin beslendiği kaynaklar sizin gelişiminizi belirler. Burada ise sorumluluğu çevreye atmayı pek de doğru bulmuyorum. Çünkü bu çevre, sizin talebinizle şekillenir. Dinamiktir. Özellikle de bunu keşfettiğinizde, artık sorumluluk tamamen size ait olur. 

Peki, ilginiz olan alanı buldunuz ve çevrenin önemini de fark ettiniz. Gelişmeniz için gerekli faktörleri nereden bulacaksınız? Araştırarak keşfedeceksiniz. Yararınıza kullandığınızda sizin için derya deniz olan, internet denilen bir kaynak var. İnternetin en sevdiğim yanı ise dünyanın diğer tarafındaki insanların bile yazdıkları yazıları okuyabilmek, konuşmalarını dinleyebilmek. Bu dediğim, bu özelliği kullanmayanlara basit gelebilir; şöyle açıklayayım. Ben sömestr tatilim boyunca okuduğum kitaplara, enstrüman çalışmalarıma ek olarak youtube izledim. Sadece Ted Talks videoları değil, aynı zamanda kişisel kanalların videolarından da çok büyük kazanımlar edindim. (İngilizce kanallar izlediğim için dilime de çok büyük katkısı oluyor.) Hatta size beni çok şaşırtan bir keşfimden bahsetmek istiyorum. Kişisel gelişim videolarını izlerken, karşıma önerilerde bir video çıktı. "..highly sensitive person.." Daha önce karşılaşmadığım bir kavramdı, tıkladım ve izledim. (Kısaca özetleyecek olursam: videoda dünyadaki insanların %15/20 civarının aşırı hassas başlığı altında sıralanabilecek bazı ortak ve belirgin özellikleri olduğu anlatılıyor.) Anlatılan "semptomların" :) kendimde de olduğunu farkettiğimde, bilgi kutucuğundaki teste tıklayarak "highly sensitive" olup olmadığımı görmek istedim. Ve sonuç ciddi bir rakam farklıyla, gerçekten hassas olduğumu gösterdi. Bu arada, dünyada bu kişiler %20 oranındaysa muhtemelen bu yazımı okuyan her beş kişiden biri de benim gibi aşırı hassas kişilerden oluşuyor. Onun için size bu konuda hemen kısa bir özet geçip yazıma devam etmek istiyorum.   (İlgilenmeyenler sonraki maddeye atlayabilir) Aşırı hassas olmak, aslında enerjiyle tarif edilen bir durum. Yani enerjiye hassasiyet de denebilir. Çok ışıklı, çok gürültülü ortamlardan; kalabalık, avm gibi mekanlardan rahatsız olmak gibi özellikleri var bu hassas insanların :) Yediği yemeklerden(veya açlıktan), çevresindeki insanların modundan güçlü derecede etkilenmek, birden fazla işi aynı anda yapmakta zorlanmak, işini yaparken biri tarafından gözetlemekten işini yapamayacak kadar rahatsız olmak vs. gibi... Bu liste uzayıp gitmesin, ben size (bize) güzel haberi vereyim: bu "hassas" kişiler çok detaylı ve dikkatli düşünüyor; sanata çok yatkın oluyormuş. Kendine yönelmeyi ihtiyaç haline getiren, iç dünyalarıyla genellikle konuşma halinde olan kişiler... Onlar için iç dünyalarına olan ilgileri/kabulleri dış dünyalarından daha önemli olduğundan, dış dünya tarafından onaylanmayı pek de umursamayan kişilermişiz. (Detaylı bilgi için aşağıya çeşitli linkler bırakacağım)

Keşfettiğim bir başka yol ise okumak... Elinize kitap alıp okumanızdan bahsetmiyorum. O da yapılmalı tabiki ama okumanın tek anlamının, sadece kelimeleri seslendirmek olmadığını fark etmek önemli. Mesela insanları okuyun, tespitler yapmaya çalışın. Bazı şeyler görerek, gözlemleyerek öğreniliyor. 

İnsanlar demişken, mutlaka tecrübelerden faydalanın. Ben okulumdan tutun hobilerime kadar, hatta kişisel hayatıma kadar her konuda insanların tecrübelerinden faydalanmayı asla ama asla hafife almam. Bu herkesin her dediğini yapın demek kesinlikle değil. Sadece dinleyin, fikirlerini sorun. Kararınızı verin. Çok yakından tanıdığınız, güvendiğiniz özellikle de yaşça sizden büyük bazı kişileri referans alabilirsiniz. Unutmayın, bu hayatı bir kere yaşıyoruz. Ve ben bu durumda yanlış yapıp bedelini ödemektense bedeli öngörülebilen zararlardan kaçınmayı tercih ederim. Bu sadece olumsuz birşey olmak zorunda da değil. Bilmediğiniz bir yöntemi, mesela "biyolojiye nasıl çalışmalı" sorusunu -bence- ilk olarak gidip biyoloji öğretmeninize sorun. Bana da soruyorsunuz, (elbette sorabilirsiniz, zaten bu blogun amacı tecrübe ettiğim konularda kişisel deneyimlerimi paylaşmak) ancak işi öncelikle uzmanına sormak her zaman en iyisidir diye düşünüyorum. :)


Umarım işinize yarayabilecek, sizlere küçücük de olsa bir ilham verebilecek noktalara değinebilmişimdir. Tıp ve öğrencilikle ilgili bütün sorularınızı ve yorumlarınızı aşağıya yazabilirsiniz. Sevgiler :)


Not: Mobil uygulamada gözden kaçabilmesine rağmen sitenin başında kategoriler var. Tıbbiyeli arkadaşlarım için yazdığım yazılar ile tıp öncesi (lise dönemindeki) arkadaşlara yazdığım yazıları bu şekilde ayırdım. İlgilendiğiniz kategorilere tıklayarak daha kolay bir şekilde yararlanabileceğiniz yazılara ulaşabilirsiniz.

Dr. Elaine Aron tarafından hazırlanan kişilik testi için buraya tıklayabilirsiniz.
Bu konuda Türkçe detaylı bilgi ve testin Türkçe'ye çevrilmiş hali için buraya tıklayabilirsiniz.
Bahsettiğim video için buraya tıklayabilirsiniz.




16 Ocak 2017 Pazartesi

Motivasyon ve Ötesi

"Nasıl motive oluyorsun? Nasıl motive olabilirim?" gibi çok fazla soruyla karşılaşıyorum. Bugün hem sorularınızı cevaplamak, hem de bu konuda kendi deneyimlediğim noktalara değinmek istiyorum.

Motivasyon herkeste farklı işleyen, aslında fazlasıyla soyut bir kavram. Herkesin motivasyon kaynağı kendine has olduğu gibi bunun derecesi, yarattığı etki de farklı. Bunu Tai Lopez "4 M's of Motivation" yani motivasyonun dört M'si olarak açıklıyor. İnsanların temelde 4 farklı şeyden motive olduklarını (money, mating, mastery, momentum) düşünüyor. Yani para, eş, uzmanlık, ilerleme isteği insanların motivasyonunu oluşturuyor, diyor. 

Bunu sizlerle özellikle paylaşmak istedim çünkü böyle düşünmüyordum. Ben kendimden yola çıktığım için belki de; insanın sadece sevdiği, tutku duyduğu şeyler için bıkmadan ilerleyebileceğini düşünüyordum. Bahsettiği "mastery, momentum" kısmına uyduğum içindir belki de. Bunları, benimle aynı motivasyon şeklini paylaşmıyor olabileceğiniz için özellikle belirtme ihtiyacı hissettim. Yani "Nasıl motive olabilirim?" sorunuzun cevabı aslında sizin içinizde. Sizin için en önemli olan "M" yi fark ettiğinizde aslında motivasyon kaynağınıza ulaşmış olacaksınız. 

Nasıl motive olduğumu soranlar için biraz daha açıklamak istiyorum. Ben, duygusal biriyim ve beni motive eden her şey içerisinde bir duygu barındırıyor. Tıp okurken çok zorlandığım anlar oldu, hala da zorlanıyorum. Saatlerce çalışmaktan yorulduğumda, bir gün doktor olacağımı düşünüyorum. Tedavi ettiğim bir yaşlı teyzenin kavuştuğu huzuru, bir çocuğun dinen gözyaşlarını hayal ediyorum. Veya bir hastalığa çalışırken konuya ilgim azaldığında, o hastalık sanki çok sevdiğim birinde varmış gibi düşünüp konuya o şekilde yaklaşıyorum. Uykusuzluğum azalıyor, yorgunluğum baskılanıyor. Yerini heyecan alıyor. Bir de heyecan duyduğum başka şeyler de var; müzik gibi. Lisede müzik grubumuz vardı. Fen lisesinde okumanın getirdiği yoğunlukla, bir gece yurtta kalıp çalışmamızı akşam tamamlayalım dedik. Saatlerce prova yaptık. Parmaklarımın nasıl morardığını hiç unutmam. Nasıl mutlu olduğumu da unutmam. Şuan ise fakültemizin tiyatro kulübündeyim. Aynı heyecanı şimdi de duyuyorum. 9.30'da başlayan ders için sabah 7'de kalkıp okula gidip, akşam 6'daki tiyatro çalışmasına kadar ders çalışmak, hasta olduğu halde hoca koş deyince koşmak, bağır deyince bağırmak... Motivasyon değil de nedir?

Gelelim, motivasyonun ötesine. Kendi motivasyon kaynağınızı bulduğunuzu varsayıyorum. Önemli olan kısımsa bunu hayatınıza geçirebilmeniz. Bunu da ancak disiplinle sağlayabilirsiniz. Çünkü, motivasyon duygu-durumunuzla ilişkilidir. İnişli çıkışlı, değişkendir. Motivasyonunuzu kaybettiğiniz anlarda, disiplininizi elden bırakmazsanız; çıktığınız yolda zorluklar da olsa ilerlersiniz.

Aslında disiplin konusunda uygulayabileceğiniz, özellikle kendinizde keşfedebileceğiniz çok şey vardır diye düşünüyorum. Benim sistemim ise "gemileri yakmak" prensibiyle gelişiyor. Şöyle ki, kendimi bazı şeyleri yapmak zorunda bırakıyorum.  Örneğin, üniversite sınavına hazırlanırken şöyle derdim: "Bu sınava ilk ve son kez giriyorum. Tek şansım var. Kazanmak zorundayım. Kesinlikle tercih yapacağım. " ve buna inandığım için her gün normal okul temposunda gece 2'ye kadar ders çalıştım. Bir sene boyunca her gün. 

Ben hep şunu düşünürüm; herkesin günü 24 saat. Bir piyano virtüözünün, bir cerrahın da 24 saati vardı gençliğinde. Şimdi televizyon karşısında oturup cips yiyen bir gencin de 24 saati var. Bilmem anlatabildim mi?


----

Zaman yönetimi ile ilgili önceki yazım için buraya tıklayabilirsiniz.

Yazımda bahsettiğim 4 M's of Motivation videosu için buraya tıklayabilirsiniz.


10 Aralık 2016 Cumartesi

Anatomi Öğrenmenin 6 Püf Noktası

Merhaba arkadaşlar,
Uzun süredir yazmayı düşündüğüm, sizlerin de sabırla beklediğiniz yazıyla nihayet birlikteyiz. Sizi fazla sıkmadan anatomiyle ilgili, dönem 1 ve 2 tecrübelerimden yola çıkarak dikkat etmeniz gereken noktaları paylaşıyor olacağım. Özellikle neyi yapmamanız gerektiğinden de bahsedeceğim ki, benim geçtiğim engelleri siz atlayarak geçin :)

1.Anatomiyi abartmayın.
Anatomi, görselliğe döktüğünüzde gözünüzü korkutan bir ders, biliyorum. Atlaslara bakıp "bunca şeyi nasıl ezberleyeceğim" düşüncenizin varlığından da haberdarım. Ancak bunu yapmak, aslında önünüzdeki ilk engel. İnanın fakültede çok daha zor dersler göreceksiniz. Geri dönüp baktığımda, anatomi kadar kolay bir ders yok diyorum.

Bu sözüm yanlış anlaşılmasın lütfen. Tabiki anatomi büyük bir deniz ve elbette tekrar etmeyince bilgi unutuluyor. Öğrenmeniz gereken bilgi sayısı fazla ve süreniz az ancak hocalarınız, sizden o anda belli şeylere çalışmanızı istiyor. İleride çok daha zor dersleri öğrenecek olan kişi sizsiniz. Potansiyelinizin farkında olun, her işe başlarken yapılması gerektiği gibi önce kendinizi başarılı olacağınıza inandırın.

2.Tek seferde her şeyi ezberlemeye çalışmayın. Parça parça, öğrenerek çalışın.
İlk yaptığım hata, bana gösterilen atlaslarla kafamda "her ince detayı bilmeliyim" psikolojisi oluşturmamdı. Bir dersi tamamıyla tek seferde öğrenmeye çalışmak, komiteyi yetiştiremememe sebep oldu. Onun için tavsiyem, önce genel hatlarıyla öğrenin, sonra önemli yapılarla ve daha sonra detaylı çalışmayla devam edin.

3.Mutlaka üç boyutlu çalışmalar yapın.
Bana soru soran arkadaşlarıma hep böyle cevap veriyorum anatomi konusunda. Bizim hocamızın anatomi işleyişi üç boyutlu program (essential skeleton) üzerindeydi. Ekran görüntüsü videoya alınırdı ve onu defalarca izlerdim. Sesle daha kalıcı öğrenen bir öğrenciyim. Dolayısıyla atlaslardan çalışmayı denesem de benim için çok verimsiz geçiyordu. Atlaslardan sadece emin olamadığım, bulamadığım; kısacası takıldığım noktalarda başvuru kaynağı olarak yararlandım.(Netter, sobotta...) Atlaslardan çalışamamamın bir sebebi de, tek resimde bir sürü yapının bulunması. Ben, kendi çalışmamda ise bir görselde az sayıda yapı ve fazla sayıda görsel tercih ediyorum.(Bir organı defalarca sağından solundan üstünden görmek gibi) İyi ki slaytlar var diyelim :) Ancak videolarla desteklemek ve gerektiğinde bu kaynaklara başvurmak şartıyla.

Peki siz bu çalışmayı nereden yapabilirsiniz?
Youtube üzerinden Anatomy Zone kanalına girerek... (Türkçe tıp okuyan arkadaşlarım anatomiyi latince yapılarla görüyor biliyorum ancak latince ve ingilizce yapı isimleri birbirine çok benziyor, dolayısıyla anlamanız mümkün. İlk duyduğunuzda anlamama ihtimaline karşılık önce kendi ders konunuza göz atıp ek kaynak şeklinde yararlanmanızı öneririm)

4.Yapıların isimlerinin anlamını araştırın.(Bazıları için geçerli!)
Kasların isimleri genellikle fonksiyonlarıyla ve tutundukları kemik bölümleriyle ilişkilidir.
Fonksiyonlarına da metin içerikli kitaplardan (Greys Anatomy) gibi çalışabilirsiniz.

5.Tekrar yapın, arkadaşlarınıza anlatın, laboratuvar derslerini iyi değerlendirin.
Her okulun ve hocanın tarzı farklı olabilir, ancak pratik derslerin öğrenmenin kalıcılığını büyük oranda artırdığını düşünüyorum. Kadavra ve maketler, siz yararlanın diye kullanılıyor.

6.Son olarak, "öğrenmezseniz ayıp olacak yapıları" mutlaka öğrenin.
Tıpta, daha doğrusu biyolojide "detaylar" önemlidir önermesine katılıyorum. Ancak detay öğreneyim derken temeli kaçırmamaya dikkat etmenizi, her komite sonu bu soruyu kendinize yönetmenizi öneririm.

Hepinize sınavlarınızda başarılar dilerim!
Sevgiler,
Tıbbiyeli günlük.

Tıp fakültesindeki arkadaşlarıma özel yazılar için buraya tıklayınız (Diğer dersler, kaynaklar için)

Tıp fakültesine girmeden önce, tercih sürecindeki arkadaşlara özel yazılarım için buraya tıklayınız.

(Tıp çok mu zor? Tavsiye eder misin? )

YGS-LYS'ye hazırlananlar, kendi çalışma geçmişimi ve tavsiyelerimi öğrenmek için buraya tıklayınız.


21 Kasım 2016 Pazartesi

Slaytları neden anlamıyoruz?

Merhaba arkadaşlar,

Bugün biz tıp öğrencilerinin masalarında gün geçtikçe büyük bir hızla üst üste biriken, final için saklarken kitaplığa sığmayan, sınav haftalarındaki tek umudumuz slaytlardan bahsedeceğim.

Dersine, konusuna göre değişiyor fakat genellikle tıp konularının karmaşıklığından olsa gerek; slaytları anlamakta zorlanabiliyoruz. Bu sorunu özellikle fakültenin ilk yılında yaşamıştım. Zamanla slaytlardan aslında "fazla şey" beklediğimizi keşfettim. Neden mi? Çünkü slaytların amacı dersi öğretmek değil, dersi özetlemek.

Slaytların formatı, genellikle başlıklardan oluşur. Dolayısıyla aralarda gördüğümüz tablolar, resimler bize fazla ayrıntılıymış gibi görünebilir ve gözden kaçar. Ancak bunların arasında gerçekten önemli olan ve konunun öğrenilmesinde kilit rol oynayan bilgiler de vardır. Bir slaytta küçücük olan bir şemanın, textbookta yarım sayfayı kapladığını çok gördüm. Dolayısıyla çalışmalarınızı öncelikle temelini öğrenerek yaparsanız, slayt sizin hocanızın önemli bulduğu kısımları size bildirerek çalışmanızda kolaylık sağlar. Yani slayt çalışmanın ana materyali değil, yardımcısıdır.

Textbook için zamanınız olmadığını düşünüyorsanız, geriye kalan tek seçenek dersi verimli geçirmek. Slaytlar arasındaki bağlantıları, hocanızın açıklamalarıyla sizin sağlamanız gerekiyor.

Son olarak verebileceğim tavsiye, youtube üzerinden video izlemek. Özellikle animasyon şeklinde olanlar çok kalıcı ve öğretici oluyor. Dönem 1 için özellikle tıbbi biyoloji videolarını şiddetle tavsiye ederim. Dikkat etmeniz gereken nokta, aradığınız konuyu arama motoruna İngilizce yazmak. Çünkü malesef pek Türkçe kaynağımız pek mevcut değil.

Benim naçizane tavsiyelerim bunlardı, eğer sizlerin de bu konuda çeşitli önerileri var ise yorum yaparak paylaşmanızı çok isterim.

Herkese iyi çalışmalar, mutlu günler
Tıbbiyeli Günlük

Tıp öğrencileri için yazılmış önceki yazılarım:

Hoşgeldin tıbbiyeli!
Tıp fakültesinde iki farklı çalışma tarzı
Histoloji'ye nasıl çalıştım?
Zaman Yönetimi
Üniversitede Güzel Not Tutmak!